Sözün Tılsımı: Lisan-ı Edebî ve Bendeniz Kelâmı
İnsanın doğumu ile başlayan, ailesinin ve muhitinin tesiriyle şekillenen bir lisanı vardır. Eski tâbirle lisanı mader zat, yeni tâbirle anadili olan bu lisan, gündelik konuşma anlaşmalar için kullanılmaktadır. Bu lisandan başka insan şahsiyetinin tekâmülüne, ahlâki ve ulvî ufkunun mâhiyetine işaret eden, bir de lisanı edebîsi yani edebiyatı vardır.
Buna binâen lisan, şahsın veya şahısların oluşturduğu cemiyetin ilmini, kültürünü, edebini valhâsıl maddî ve mânevî sahip olduğu tüm değerlerini yansıtabileceği yegâne unsurdur.
Sözün Kaybolmaması Sırrı
İnsanlık, dilin oluşumunu ve menşeini hep merak ederek sorgulamıştır. Gramer yapısı, ses özellikleri, mânâ incelikleri… Hepsi söz tılsımını çözmek, lisandaki esrar perdesini aralamak için çalışılan sahalardır. İlmin şu anda geldiği noktaya bakılırsa, sözün “nasıl” oluştuğu hâlâ meçhûldür. Bu da gösteriyor ki söz, kelâm, lisan veya konuşmak tâbir edilen hâdise; aslen ucu gayb âlemine bağlı ilâhi sır özelliğini hâlâ muhafaza etmektedir.
Sözün mânevî tarafı da böyledir: kaybolup gitmez. Hele gönülden neşet etmiş, mânâ saltanatına sahip sözler, feyze nâil olmuş verimli bir kalp toprağında tekrar ter ü tazeliğiyle yeşeriverir.
Asırlardır devam edegelen tasavvuf sohbetlerinin birbirine benzer uslûpta olması, sadece aynı konuyu işlemelerinden dolayı değildir; aynı yerden feyz almaları ve sözün kaybolmaması sırrı bu benzeşmeyi kaçınılmaz kılmıştır.
Bendeniz: Kölelik Değil, Kulluk İlanı
Ehl-i hâl olarak vasıflandırılan mânâ âleminin mümtaz şahsiyetleri, sözlerinde yaşadıkları ahvâlin nişânesini gösterirler. Böylesi ifadelerden birisi de **“bendeniz”**dir.
Kelimenin Etimolojisi ve Gerçek Mefhumu
“Bendeniz”, Farsça kelime ile Türkçe 3. çokluk şahıs ekinin bir araya gelmesiyle oluşan bir cümledir.
- Bende: Farsça’da “bağlanmış”, “mensup” anlamına gelir.
- Bendeniz: “Köleniz”, “mensubunuz” mânâsını almıştır.
Eskiden kullanımı çok yaygın olan bu hitap şekli, günümüzde yüzeysel anlamı nedeniyle yanlış yorumlanmıştır. Oysa “bendeniz”, ifadeyi kullanan kişiyi alçaltmaktan çok, ulvîleştiren ve hakiki hürriyeti işaret eden bir hitap şeklidir.
Peki nasıl oluyor da “köleniz” diyerek kendinizi ulvîleştiriyorsunuz? Cevabı şudur: Köleliğimizi beyan ettiğimiz, karşımızdaki şahıs değildir. Bu hitap o şahsın nezdinde Cenâb-ı Hakk’a kulluk ilânından ibarettir.
“Estağfirullah”ın Mânâsı
“Bendeniz” denildiğinde “estağfirullah” ile karşılık vermek âdet olmuştur. Bu, teşekkür karşılığında söylenen sözün aynısıdır: “Siz bizim zahirimize bakarak hazreti insan olduğumuzu hüsnü zan ettiniz. Oysa biz böylesi bir emaneti yakışır şekilde size arz edemedik… Estağfirullah.” demek isteriz.
IV. Bâtından Zâhire: İnsan-ı Kâmil
İnsan, hazreti insanı bilebildiği nisbette kendi zâtının farkına varabildiği kudretçe insan olabilir. İrfan, hazreti insan haricinde sâir mahlûkatta bulunmayan ilâhi cevherdir.
Hak Teâlâ, insanın yaradılışını Kur’an-ı Kerim’de sûreta tesviye edildikten sonra meleklerin dahi sırrına ârif olamadığı, “kendi ruhumdan ruh üfürdüm” fermanı ile ebediyete taşır.
Hakka gönlün vermeyenin / Kendi nefsin bilmeyenin / Ademe baş eğmeyenin / İsmini şeytan okuduk.
Hakk’ı bilmekle insanı bilmek, insanı bilmekle Hakk’ı bilmek birbirine bağlı paralel bir biliş şeklinde seyrediyor. Bu bilişle hakkal yakîn olan ise benden senden geçip “oluyor”muş…
Rivayet edilir ki; Hazreti Mevlânâ Efendimiz, Âşık Yunus’un, “Ete kemiğe büründüm / Yunus oldum göründüm” sözünü duyunca kendi yanağına bir tokat vurmuş ve “Ey koca Yunus, bu sözünü daha evvel işitseydim Mesnevî’yi yazdırmazdım.” diyerek tevazû ile hayranlığını ifade etmiştir.
V. Semâ, Tarikat ve Sözün Edebi
İslâmi terbiyenin ve ilâhî ahlâkın, aşk ile hayata tatbiki demek olan tasavvuf, bilhassa söze yani lisana çok ihtimam göstermişler, kelâmı irşada vesile olacak şekilde işlemişlerdir.
Semâ Ayininde Niyazlaşma
Semâ âyininde, dervişlerin karşılıklı eğilerek selâmlaşmaları, anlatmak istediğimiz “bendeniz” kelâmının fiilen ortaya konulmasıdır.
Sanki harfsiz olarak şu sözler gönülden gönüle akar:
“Ben sizdeki emanete köleyim. Geldiğim yeri unutmadım. Hak sizde tecelli etmiştir, gönlümle selâm ederim.”
Buna mukâbilen karşıdaki derviş de “Sizin bu teveccühünüze ancak ayniyle mukâbelede bulunarak niyaz ediyorum.” der. İşte “Bendeniz” bu nevi güzelliklerin karşılıklı yaşanılmasına köprü oluşturan ifadelerdendir.
Bu mülâkat sadece hemcins olmaktan çok daha ileri hemhâl oluşun çok güzel sahnelenmiş şeklidir.
- Bendeniz mefhumunu idrak eden bir şahıs, kötülüğü düşünebilir mi?
- Hilkatte beraber, hakikatte birader olduğunu düşünürse hemcinsine karşı nasıl bîgâne kalabilir?
VI. Sonuç: Bencilliğin Sonu
Böyle olursa ne olur? Ben – sen çekişmesi kalkar. İkilik biter. Müteaddit vücutlarda bir ruh olarak yaşanır. Kendi içinde ve yaşadığı cemiyette sulhû, sukûnu, muhabbeti doya doya yaşar. İnsan dünyada iken cennet saadetine nâil olur.
Âşık Yunus: “Derviş olan kişiler deli olağan olur… Kişi neye güler ise başa geleğan olur. Yunus Emre sen dahi incitme dervişleri / Dervişlerin niyazı makbul olağan olur”
Anlaşılan o ki, dervişlik tarifle, işaretle, satırla anlatılabilecek bir meslek değil; ancak yaşandığı zaman ve yaşanılabildiği kadarıyla anlaşılacak ilâhî bir lütuftur.
(Keşkül Dergisi ikinci sayısından alınmıştır.)



