Edeb: İrfan Yolunun İlk ve Son Durağı

Edeb: İrfan Yolunun İlk ve Son Durağı

Şeriatça da gerekli ve yaratılışça da güzel olan edeb hâlinin hem sözlükte hem de tasavvuf ıstılahında sayısız tarifleri ve beyanları mevcuttur. Edeb, genel manasıyla söz, fiil ve hareketlerde ölçülü olmak, insana yakışan her güzel huyu edinmektir.

Edeb; makamlara göre değişen, derecelenen ve her makamın kendine mahsus bir edebi olan ulvi bir disiplindir. Bir talebenin edebi ile hocanın edebi, bir müridin edebi ile mürşidin edebi aynı olamaz.

Edeb, sadece zahirdeki (görünen) güzel davranışlar değildir; aynı zamanda özdeki (bâtınî) güzelliklere erişin de başlangıcıdır.


I. Edeb Niçin Temel Esastır?

Tasavvuf, Allah’ın kullarında görmek istediği mükemmel ahlâkı aşk ile öğretme yoludur. Edeb de bu yolun temel esasıdır.

Edeb, Cenab-ı Hakk’ın ihsan ettiği ahlâk-ı hamideyi (güzel ahlâkı) kâinatın yüzüne, fiillerine ve gönlüne yansıtmak demektir. Bu makama erişenler, artık bu güzelliklere şahit olduklarında, bu hâlin kendilerinden kaynaklanmadığını, Allah’ın bir lütfu olduğunu anlarlar.

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurur: “Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel eyledi.” Bu, Rabbimizin koyduğu edep ve ahlâkın Peygamberimiz (s.a.v.) üzerindeki bir tecellisidir.

Dindarlığın ve Dünyanın Edep Boyutu

Edeb, sadece dinî bir vecibe değildir. İnsanî olanın sınırıdır. Dünyevi ilimlerin dahi edebi vardır. Edeb, bir müminin kalbindeki imanın göstergesi olduğu gibi, ilimden sanata kadar her işin ve fiilin de temel ölçüsüdür. Edepsiz ilim, irfansız (manevi derinliği olmayan) bilgiye dönüşür.


II. Edeb Yolunda Sünnet ve İrfan

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Benim ahlâkım Kur’an’dır” buyurmuştur. Onun sünnetine sarılmak, edebe riayetten başka bir şey değildir. Bu yüzden tasavvuf ehli: “Edeb-i Cenâb-ı Hakk’a karşı olan saygıyı korumak, Resûlullah’ın sünnetine sarılmak ve onunla hemhâl olmaktan başka bir şey değildir” der.

Tasavvufta akla ilk gelen zikir olsa da, en büyük zikir, nefsine karşı uyanık olmak ve daima edep üzere bulunmaktır.

“Edeb, kalbin nurudur.” Kalbin nuru sönmüşse, o kalp Hakk’ı göremez, o ruha irfan tecelli etmez. Bu yüzden edep, irfan kapısının anahtarıdır.

Edebin Bozulması ve Riyakârlık

Edebin bozulması, riyaset (gösteriş) ve kibre meyletmekle başlar. Edeb, bir kişinin sadece başkasının yanında nazik davranması değildir. Asıl edep, kimsenin görmediği yerde de dürüst, doğru ve ölçülü olmaktır.

Edebin kaybı, sadece bireyi değil, toplumu da yozlaştırır. Toplum, edepten uzaklaşınca, yüzeysel ve manasız davranışları asalet zanneder.

Edeb, nefis terbiyesinin ilk basamağıdır. Kişi, nefsini terbiye etmedikçe, hakiki edebe ulaşamaz; bu da kişinin kendini bilmesiyle mümkündür.


III. Gaye: İnsan-ı Kâmil ve Tekâmül

Edeb, hayatın her safhasında, yeme, içme, konuşma, giyim ve diğer her türlü fiilde ölçü aramak ve bulmaktır.

Sonuç: Edeb, basit bir nezaket kuralı değil; insanın, Allah’ın ahlâkı ile ahlâklanması yolundaki tekâmülünün göstergesidir. Edepsiz bir kalp, irfanı kabul edemez; bu nedenle tasavvuf yolu baştan sona edep demektir.

Yüce kelâm: “Her şeyin bir süsü ve ziyneti vardır. Bu dinin ziyneti de edeptir.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir